ABD Başkanı Donald Trump’a kıyasla kameralardan ve spot ışıklarından nispeten uzak durmayı tercih etse de Melania Trump, evliliğini savunmaktan ve ilişkisinin ilk günlerinden beri peşini bırakmayan eleştirilere yanıt vermekten hiçbir zaman çekinmedi. Bu eleştirilerin odağında ise genellikle, evliliğinin Trump’ın serveti ve nüfuzuyla bağlantılı olduğu iddiaları yer alıyor.
Şarku’l Avsat’ın Hello dergisinden aktardığına göre şu an 55 yaşında olan Melania, Trump ile 1998 yılında tanıştığında kendisi 28, Trump ise 52 yaşındaydı. Bu yaş farkı, o dönemde çiftin ilişkisinin arkasındaki dinamiklere dair pek çok soru işaretini ve spekülasyonu beraberinde getirmişti.
Duruşunu altı kelimeyle özetledi
Trump ile para için evlendiği yönündeki iddialar sorulduğunda Melania, oldukça net ve çarpıcı bir yanıt vererek duruşunu şu cümleyle özetledi: “Güzel şeylere sarılamazsınız.”
Ardından bu düşüncesini detaylandırarak; bir insanın lüks bir daireyle, özel bir jette, pahalı arabalarla veya evlerle konuşamayacağını, onlara sarılıp uyuyamayacağını ifade etti. Servetin tek başına mutluluk getirmediğini, aksine sahibini büyük bir boşluk hissiyle baş başa bırakabileceğini vurgulayan Melania, “Birisi çıkıp bu adamla sadece zengin ve ünlü olduğu için birlikte olduğumu söylüyorsa, bu durum onun beni hiç tanımadığı anlamına gelir” dedi.
1998’de başlayan hikâye
Tanışmalarından altı yıl sonra Trump, 2004 yılında Melania’ya evlilik teklif etti ve çift ertesi yıl dünyaevine girdi. 2006 yılında ise bugün 19 yaşında olan oğulları Barron dünyaya geldi. Barron, Trump’ın önceki evliliklerinden olan çocuklarının arasına katıldı.
Donald Trump ve eşi Melania, Beyaz Saray’ın balkonlarından birinde (DPA)
Bağımsızım ve kendi fikirlerim var
2025 yılında Fox News kanalına verdiği bir mülakatta Melania, kendisini sadece bir “başkan eşi” olarak görmediğini, kendi inançları ve doğruları olan bağımsız bir birey olduğunu vurguladı:
“Bazıları bana sadece ABD Başkanının eşi gözüyle bakabilir ama ben kendi ayakları üzerinde duran, bağımsız biriyim. Kendi fikirlerim var; neyi onaylayıp neyi reddettiğimi çok iyi biliyorum.”
Eşinin söylediği veya yaptığı her şeyle her zaman aynı fikirde olmadığını belirten Melania, bir evlilikte görüş ayrılıklarının son derece doğal olduğunu belirtti.
Nasıl bir First Lady hayal etmişti?
Trump’ın Beyaz Saray’a çıkmasından yıllar önce, bir gün kendisini First Lady olarak hayal edip etmediği sorulduğunda Melania, Jackie Kennedy’nin deneyimlerinden ilham alarak “son derece geleneksel” bir First Lady olacağını, eşini destekleyeceğini ve sosyal görevlerini onun yanında kararlılıkla yerine getireceğini söylemişti. Hatta o dönemde, gerekirse eşine destek olmak adına modellik kariyerini sonlandırmaya hazır olduğunu da belirtmişti.
Barron Trump, Melania’nın en yakın arkadaşlarından biridir (AP)
Eleştiriler ve kendini savunma
Beyaz Saray’da geçirdiği süre boyunca Melania, medyanın karşısına nadir çıkması ve siyasi meselelere doğrudan dahil olmaktan kaçınması nedeniyle sık sık eleştirildi.
Trump’ın 2025’teki yemin töreninden kısa bir süre önce Fox & Friends programına konuşan Melania, “Bazı insanların zihninde oluşan imaj, benim gerçek kişiliğimi yansıtmıyor” diyerek, “Ona tavsiyeler veriyorum; bazen dinliyor, bazen dinlemiyor ve bu gayet normal” ifadelerini kullandı.
Sözlerine şöyle devam etti: “İlk Beyaz Saray dönemimde de her zaman kendim oldum. Ancak insanlar beni kabul etmedi ya da belki de eşimin ilk başkanlık döneminde beni tam olarak anlayamadılar.”
Melania ayrıca; çocukların sağlığını desteklemeyi, internet güvenliğini artırmayı ve opioid (uyuşturucu madde) bağımlılığının tehlikelerine karşı farkındalık yaratmayı amaçlayan “Be Best” (En iyisi ol) girişimini genişletme kararlılığını vurgulayarak, bunun Beyaz Saray’daki yeni döneminde de önceliklerinden biri olacağını ifade etti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), cuma günü yaptığı açıklamada, Orta Doğu’da yaşanan savaşın ardından İran’ın nükleer silah geliştirmediğinden emin olunabilmesi için ülkede “son derece kapsamlı bir doğrulama ve denetim sistemi” uygulanmasının gerekli olduğunu vurguladı.
İran’da ise Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin yalnızca Tahran’ın belirlediği deniz koridorları üzerinden mümkün olduğunu açıkladı. Yapılan açıklamada, İran ile koordinasyon sağlanmadan ilan edilecek herhangi bir yeni deniz koridorunun “kabul edilemez olduğu ve deniz güvenliği açısından risk oluşturduğu” ifade edildi. Devrim Muhafızları ayrıca, bu şartlara uymayan gemilere karşı gerekli tedbirlerin alınacağını duyurdu.
Öte yandan Lübnan, perşembe günü bölgede gerilimin düşürülmesi ve istikrarın sağlanması yönündeki çabaların önündeki en önemli başlıklardan biri olarak öne çıktı.
Reuters’ın, İran müzakere heyetine yakın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre, İsrail güçlerinin Lübnan’dan çekilmesi, Tahran ile Washington arasında nihai bir anlaşmaya varılmasının temel şartlarından biri olarak görülüyor.
Buna karşılık İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail askerlerinin “gerekli olduğu sürece” Güney Lübnan’da kalacağını belirtti. Netanyahu ayrıca, İsrail ordusuna Lübnan’da operasyon yapma serbestisi tanıdığı talimatını verdiğini açıkladı.
İsrail’in Güney Lübnan’daki hareket serbestisinin, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana en düşük seviyeye gerilediği bildirildi. Söz konusu ateşkesin, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yürütülen müzakerelerin etkisiyle şekillendiği ifade ediliyor.
Buna rağmen İsrail ordusunun, “güvenlik gerekçeleri” ile sınırlı operasyonlarını sürdürdüğü belirtilirken, Hizbullah ise şu ana kadar ateşkese bağlı kaldığını, ancak ihlalleri yakından izlediğini açıkladı.
Öte yandan Washington’da devam eden Lübnan–İsrail görüşmelerinde temkinli ancak olumlu bir hava olduğu, buna karşın İsrail’in işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilme mekanizması konusunda anlaşmazlıkların sürdüğü bildirildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ordusunun “güvenlik bölgesi” olarak tanımladığı alanlardan mevcut aşamada çekilmeyeceğini ve askeri varlığın güvenlik ihtiyaçlarına bağlı olduğunu söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini belirterek, tarafların “niyet beyanı” niteliğinde bir anlaşmaya yaklaşmış olabileceğini, ancak nihai sonuç için daha fazla zaman ve çalışma gerektiğini ifade etti.
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İsviçre’de İran ile yapılan barış görüşmelerinin iki ülke arasında doğrudan bir iletişim kanalının kurulmasıyla sonuçlandığını açıkladı.
İngiltere merkezli muhafazakâr yayın organı UnHerd’e verdiği ve İsviçre dönüşünde kaydedilen ancak dün yayımlanan röportajda Vance, müzakerelerin temel hedeflerinden birinin İran tarafıyla doğrudan bir “iletişim hattı” oluşturmak olduğunu söyledi.
Vance, İranlıların bu kapsamda İran Devrim Muhafızları temsilcilerinden birinin Doha’ya gönderilerek ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yetkilisiyle görüşmesinin planlandığını belirtti. Bu kanalın, iki taraf arasındaki krizlerin çözümünde kullanılmasının hedeflendiğini ifade etti.
Vance, bu mekanizmanın müzakerelerin somut kazanımlarından biri olduğunu ve ABD ile İran arasındaki gerilimi azaltabilecek önemli bir adım olabileceğini söyledi.
Ayrıca İran ile yaşanan çatışmaların yönetiminin en karmaşık siyasi sınamalardan biri olduğunu belirten Vance, diplomatik sürecin askeri gerilimi azaltma ve anlaşmazlıkları diyalog yoluyla çözme fırsatı sunduğunu vurguladı.
İsviçre görüşmeleri ve müzakere süreci
İsviçre’nin Burgenshtock kentinde yapılan ilk tur görüşmelerin ardından tarafların teknik müzakerelere hazırlandığı, bu sürecin haziran ayı sonunda yeniden başlayacağı bildirildi.
İran, yaptırımların kaldırılması, nükleer program, ekonomik yeniden yapılanma ve denetim mekanizmaları için dört ayrı çalışma grubu kurulduğunu açıklarken, ABD ise bir sonraki turun çerçeve ilkelerin uygulanabilir anlaşmalara dönüştürülmesine odaklanacağını belirtti.
Hürmüz ve bölgesel gerilimler
Hürmüz Boğazı, nükleer program denetimleri, dondurulmuş İran varlıkları ve deniz taşımacılığı gibi başlıkların anlaşmanın en tartışmalı alanları olduğu ifade ediliyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Körfez turu sırasında yaptığı açıklamalarda, Hürmüz Boğazı’ndan geçişe yönelik herhangi bir ücretlendirmeyi kabul etmeyeceklerini ve nihai anlaşmanın “doğrulanabilir ve uygulanabilir” olması gerektiğini vurgulamıştı.
Buna karşılık Tahran; Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer düzenlemeleri, serbest bırakılan varlıkların kullanım mekanizmaları ve nükleer programın geleceği gibi konuların ancak nihai anlaşma çerçevesinde netleşeceğini savunuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İran makamları ayrıca, İsrail güçlerinin Lübnan’ın güneyinden çekilmesi de dahil olmak üzere Lübnan dosyasının, önümüzdeki müzakerelerde güvence altına almaya çalıştıkları mutabakatların bir parçası olmayı sürdürdüğünü vurguluyor.